english|

Üstün Akmen'i Kaybettik

Ara vermeden devam eden ecel fırtınası bu kez değerli sanat insanı, tiyatro eleştirmeni, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi Genel Başkanı Üstün AKMEN'i aramızdan aldı. 
Akmen, 31 Ekim akşam saatlerinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
Eski Kültür Bakanı AKP'li Ömer Çelik, kendisini hakkında 1'i ceza, 2'si tazminat olmak üzere 3 hakaret davası açmıştı.
Üstün Akmen sandığa çağrı ilanında imzası olan aydınlardandı.

YAŞAMI

1943 yılında İstanbul’da doğdu. Şişli 19 Mayıs İlkokulu’nu, İtalyan Lisesi ve Ticaret Okulu’nu, İstanbul İktisat Fakültesi’ni bitirdi.
1995 yılında Cumhuriyet Gazetesi bünyesinde kurulan Medya Tanıtım, Dağıtım, Geliştirme A.Ş.’nin paydaşı, Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü oldu. Yanı sıra Cumhuriyet Gazetesi Yönetim Kurulu üyeliğini de yaptı.
1997 yılında Cumhuriyet Gazetesi Genel Müdürlüğü, Cumhuriyet Kitap Kulübü Başkanlığı ve Cumhuriyet Kitapları'nın
Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendi. 2001 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nden ayrıldı. Bir yılı aşkın bir süre İstanbul Şehir Tiyatroları’nda
Medya ve İzleyici Koordinatörü, Genel Yayınlar Yönetmeni olarak çalışma yaşamını sürdürdü. Bir süre de Can Yayınları’nın
Genel Müdürlüğünü yaptı.

1963 yılından bu yana yazmakta. Önce Evrim, Dönem, Yeni Ufuklar, Yeni İnsan, Yeni Dergi, A gibi dergilerde öykü,
poeme-prose ve denemeleri yayınlandı. Sonra Soyut'ta göründü. 1970’li ve 1980’li yıllarda ekonomi dergilerinde,
Milliyet ve Güneş gazetelerinde yazıları yayınlandı. 

Yaşar Kemal, Şükran Kurdakul ve Alpay Kabacalı’dan sonra 2001–2005 yılları arasında dört buçuk yılı aşkın bir süre yazar örgütü Uluslararası P.E.N Kulüpleri Federasyonu Türkiye Merkezi’nin Genel Başkanlığını üstlendi.
 “Özgür Sanat için Özerk Sanat” mücadelesi veren ÖZERK SANAT KONSEYİ Yürütme kurulunda yer aldı.
Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılmasına karşı yapılan mücadelenin aktif yürütücülerindendi.
En son Evrensel Gazetesi'nde köşe yazıları yazıyordu. Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi Genel Başkanıydı.
Özerk Sanat Konseyi’nin aktif, duyarlı, üretken bir aktivisti olan Üstün AKMEN mücadelemizde anıları ve önerileriyle yaşayacaktır.

Işıklar içinde yat Üstün Hoca.

 

6. Sanatçılar Kurultayı Sonuç Bildirgesi

Her iktidar tabiatına uygun düşünce tarzını, ideolojiyi, yaşam biçimini hakim kılacak politikalar üretir. Bu politikanın sanat alanına yansıması, siyasi erk için kaçınılmaz, hatta zorunluluktur.
TÜSAK Yasa Tasarısı, onlarca yıllık sanat birikimini dönüştürerek ya da yok ederek iktidarın yaşam felsefesini desteklemek üzere üretilmiş bir tuzaktır.
TÜSAK Yasa Tasarısı’yla mücadele sanatın tüm alanlarında örgütlenip insanları bilinçlendirerek yaygınlaştırılmaktadır.
Özerk Sanat Konseyi’nin 20 yıldan bu yana sürdürdüğü örgütlü çaba bu mücadelenin temelini oluşturmaktadır.
Sanat eğitimi veren kurumlar TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı mücadelenin ayrılmaz parçaları ve Kültür sanat politikalarının sürdürülebilirliğinin garantisidir.
Duygusal talepleri ve “benim olsun” ayrışmalarını bir yana bırakarak bir arada olmaya özen göstermeli, aramızdaki bağları güçlendirmeliyiz. ÖSK, örgütlenmek ve örgütlü mücadeleyi sürekli kılmak için olanaktır. 
TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı kimliğimiz, kişiliğimiz ve haklarımız için ÖSK ile birlikte mücadeleyi hayatın her alanına yaymalıyız.

Sonuç Olarak

- Siyasi iktidarın kültür sanatı doğrudan yöneteceği, ticarileştirip kişiliksiz kılacağı hiçbir yasa tasarısını kabul etmeyeceğiz.

- Sanat mekânlarının kapatılmasına, onarım bahanesiyle karakol yapılmasına ve peşkeş çekilmesine karşı mücadeleyi yükseltmeliyiz.

- Ödenekli sanat kurumlarının varlığı ve yasalarının korunduğu, yaşatıldığı, sanatta özerkliğin esas alındığı yasalar çıkarılmalıdır. Bunun için ÖSK bileşenlerinin üretimleri vardır.

- ÖSK bileşenleriyle birlikte sendika,konfederasyon ve meslek birliği örgütleriyle TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı eylem takvimi belirleyerek karşı duruşu sürekli kılmalıdır.

- Sermayenin 1980 sonrası özelleştirme projeleri sonucu şirketlerin hizmetine sunulan müze ve galeriler ticarethane mantığıyla yönetilmeye başlandı ve sanat üretimi şirketlerin tercihine bağımlı hale geldi. Buna karşı mücadele edilmelidir.

- Sadece mevcut iktidara karşı değil, insan ve onun yarattığı değerleri savunmak için TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı çıkmamız gerektiği basın ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

- Yandaşını her alanda ihya eden iktidar, kültür ve sanatı kullanarak ihale ve rant uğruna üretimimizi hiçleştirmemeli. Sanat kurumlarının belirleyeceği gerçekçi nedenlerle destek oranları oluşturulmalıdır.

- Tüm sanat kurumlarının özerklik prensibi yerel ve evrensel ölçekte fikir ve sanat özgürlükleri anayasada açık biçimde güvence altına alınmalıdır.

- Ödenekli sanat kurumlarında iş güvencesi, iş güvenliği, ilgili sanat örgütlerinin görüşleriyle birlikte  güvence altına alınmalıdır.

- Yasaklamalar, sansür, hedef gösterme, linç girişimleri asla kabul edilemez. Sansürle, oto-sansürle mücadele sanat emekçilerinin en temel görevlerinden birisidir.

- Tüm sanat alanlarına kamusal destek şarttır. Kamu mali desteği ile işleyiş özerkliği ayrılmaz bir bütünlük olarak birlikte gerçekleşmelidir.

- Sanatçılar ve sanat örgütleri politik farklılıklarını aşarak TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı birlikte mücadele etmelidir.

- Örgütsel sorunlarımızı aşıp sanat örgütlenmelerinin birlikteliği sağlanmalıdır.

- Özerk Sanat Konseyi’nin hazırladığı yasa tasarısı taslağı, bileşenleriyle birlikte gözden geçirilerek güncellenmeli ve temel alınarak değerlendirilmelidir.


6. Sanatçılar Kurultayı
“Sanatta Özerklik ve TÜSAK”

7 Haziran 2014
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Toplantı Salonu- Karaköy

“ÖSK sürecinde yer alan ve artık aramızda olamayan Şükran Kurdakul, Atilla Ergür, Haşmet Zeybek, Oktay Ekinci ve nice sanat emekçisi dostlarımızın anısına …”

Sanatın ve sanatçının onlarca yıllık birikimini yok etmek için yola
çıkanlar karakol yaptıkları AKM’de gözümüzün içine bakarak “ucube”
ilan ediyor bizi.
Kendisinin olmayan, kendisinden yana olmayan her şeyi ve herkesi
hedef göstermekten çekinmeden sanatı kendilerine bağlamaya çalışıyorlar.
İktidar sanatı toplumla buluşturmaya çalışan sanat kurumlarını yok
edip kendi emrine almak istiyor sanatı.
Orkestralar, korolar, dans toplulukları, halk müziği, klasik Türk müziği
koroları, opera, bale, tiyatrolar tırpanlanıp ödeneksiz bırakılarak
karartılacak.
Maden altında siyaha bürünen, protestoları gazla boğulmaya çalışan
ülke insanı sanattan da mahrum bırakılacak.
Üniversiteler, konservatuvarlar anlamını yitirmekle kalmayacak, işsiz
sanatçılar taşeron zulmünde çırpınmaya mecbur kılınacak.
Ülkenin akarsularını yandaşlarına pazarlayanlar, ülke sanatı ve
sanatçısının önüne de bent çekecek.
TÜSAK taslağının yasalaşması sanatın ve sanatçının iktidar tarafından
TUTSAK edileceği anlamına geliyor.
TÜSAK taslağının yasalaşması sanat ve sanatçı için kurulmuş bir
TUZAK’tır.
TÜSAK taslağı Meclis’ten geçmeden önce sanatın içine tükürmekten
çekinmeyen iktidara, birlikte “DUR!” demeliyiz.
Bu sorumlulukla, sanat-sanatçı örgütleri başta olmak üzere, tüm
sanatçılarımızı ve dostlarımızı, ortak geleceğimize ve Özerk Sanat Konseyi
kurumlaşmasına sahip çıkmak üzere 6. Sanatçılar Kurultayı’na
katılmaya çağırıyoruz.



İletişim İçin:

ozerksanatkonseyi@gmail.com
kultursanatsengebyhis@gmail.com
turkiyeyazarlarsendikasi@gmail.com



TYS MÜZE

Türkiye Yazarlar Sendikası’nın, 2002 yılında edebiyatımızın değerlerini korumak ve tanıtmak amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yaptığı bir protokolle açtığı Edebiyat Müze Belgeliği boşaltılmak isteniyor. Belgeliğimizin protokolü beş yılda bir yenileniyordu. İkinci yenileme, 21 Nisan 2011 tarihinde  “yenileme dilekçesi”yle yapılmıştır. Bu işlemden sonra Sendikamız,  Müze-Belgelik çalışmalarını sürdürmüştür. Ancak 30 Ocak 2012 tarihli bir yazıyla protokolün iptali ve Müze Belgeliğin boşaltılması istenmiştir.  TYS’nin açtığı iptal davası ise İdare Mahkemesince reddedilmiştir.  Dava, temyiz aşamasındadır. Sendikamız on yılda Nâzım Hikmet, Şükran Kurdakul, Enver Gökçe, Aziz Nesin, Arif Damar, Melih Cevdet Anday, Cemal Süreya, Asım Bezirci gibi yazarlarımızın yazı gereçlerini, ilk baskı kitaplarını, özgün el yazısı şiir ve düzyazı taslaklarını, fotoğraflarını, yazı gereçlerini belgeliğe kazandırmıştır. Eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’la ve bu dönem Kültür Bakanı Ömer Çelik’le Müze Belgeliğin korunması ya da yeni bir yer verilmesi için görüşülmüştür ancak bakanlardan herhangi bir yanıt alınamamıştır. Şimdi ise boşaltma için bir aylık bir süre verilmiştir. Süre 8 Mayıs 2014’te dolacaktır.    Müzenin boşaltılmasından sonra yüzlerce değerli yapıtı, belgeyi nerede ve nasıl koruyacağımıza ilişkin bir öngörümüz yoktur. Yargı (temyiz) kararını beklemeden ya da bakanlıktan olumlu bir yanıt almadan  belgeliği boşaltmayacağımızı halkımıza duyuruyoruz. Belgeliğin AKM, Emek Sineması, Akün ve Şinasi Sahneleri gibi bir “kültür suikastı”na uğramasını istemiyoruz. Bunun için kamuoyunu bu oyunu bozmaya, bu kültür değerimizin korunması için dayanışmaya çağırıyoruz.

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI

Adres: Barbaros Bulvarı Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası Beşiktaş/ İstanbul

 

 KÜLTÜR SANAT- SEN
(KÜLTÜR, SANAT ve TURİZM EMEKÇİLERİ SENDİKASI)

KÜLTÜR VE SANATA SİYASİ VE EKONOMİK MÜDAHALELERE KARŞI ALTERNATİFLERİMİZ ÇALIŞTAYI SONUÇ DEKLARASYONU.

 

70 Yıllık sanat kurumlarımız kapatılıyor.
Sanat ticarileştirilerek, sanat eserlerinin toplumun tüm üyelerine nitelikli ve ucuz olarak sunulması olanaksız hale getiriliyor. Gündeme getirilen TÜSAK tasarısı ile Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi ile Güzel Sanatlar Genel Müdürlüklerine bağlı senfoni orkestraları koro ve topluluklar kapatılıyor. Onlarca yıllık tecrübeye birikime sahip sanatçılar sanat alanından uzaklaştırılıyor. Sanat özel şirketlerin rant kapısı yapılmak isteniyor.
Nitelikli sanat pahalı hale gelirken, bilet fiyatları giderek astronomik olacak.
Sipariş üzerine sanat uygulamasına geçilmesi öngörülürken kültür ve sanat alanında sendikalı güvenceli çalışma biçimi tamamen yok ediliyor.
Diğer yandan sanat faaliyetleri siyasi iktidarların tam denetimine sokuluyor.
Hangi sanat projesinin destekleneceği, ne kadar destekleneceğinin siyasi iktidar tarafından belirlenebilmesinin önü açılıyor.
Sanat hiçbir siyasi iktidarın tahakkümüne bırakılamaz. Sanat özgür, kurumları özerk olmalıdır. Nitelikli ve ulaşılabilir sanat evrensel bir insan hakkıdır, vazgeçilemez.

 

  1. Siyasi iktidarların doğrudan sanatı ve kültürü yöneteceği ve sanatın ticarileştirilmesi anlamına gelen hiçbir yasa taslağını kabul etmiyoruz.
  2. Ödenekli sanat kurumları korunmalı ve sanata özerklik anlayışının esas alındığı yasalar yapılmalıdır.
  3. Kültür ve Sanat alanındaki demokratik kitle örgütleri tarafından sanat kurultayı yapılmalıdır.
  4. Siyasi iktidarların sanat ve kültür alanını tehdit eden hegemonyası ve piyasalaştırma politikalarına karşı örgütlü tepki gösterilmelidir.
  5. TÜSAK Yasa Tarasısı Taslağına karşı gerçekleştirilecek eylem ve etkinliklerin takvimi belirlenecektir.
  6. Devlet sanatın nasıl olması gerektiğine müdahale edemez.
    Sanatın içeriği ve biçimi hiçbir siyasi iktidarın gündelik politikalarının konusu yapılamaz.
    Devlet, siyasi iktidarların değişimlerinden etkilenmeyecek kalıcı yönetim politikası ile sanata özgür ortam yaratmakla yükümlüdür.
  7. Sanat ve kültür alanlarına destek; ihale ve rant sürecine dönüştürülmemelidir.
    Sanat kurum ve kuruluşlarının belirleyeceği objektif kriterlerle destek oranları oluşturulmalıdır.
  8. Bakanlıklarda ve yerel yönetimlerde ilgili kuruluş olarak korunacak ve yeni kurulacak tüm sanat kurumlarının özerklik prensibi, evrensel anlamda fikir ve sanat özgürlükleri yasaları, anayasada açık biçimde gücence altına alınmalıdır.
  9. Ödenekli sanat kurumları iş güvencesiz istihdam kabul edemez.
  10. Sanat kurumlarında esner, güvencesiz, sendikasız ve angarya çalışma biçimlerine son verilmelidir.
    Bu konuda verilecek mücadele, kültür ve sanat için verilen mücadelenin ayrılmaz parçasıdır.
  11. Sansür ve yasaklamalar asla kabul edilemez. Sansürle mücadele kültür ve sanat emekçilerinin en temel görevidir.
  12. Siyasi iktidarların "Genel ahlak kuralları" sanat için bir ölçüt olamaz.
  13. Özerk Sanat Konseyinin hazırladığı yasa tasarısı taslağı, güncellenmeli ve temel alınarak değerlendirilmeli.
                                      

 

    Canol Kocagöz
KARİKATÜRCÜLER
DERNEĞİ
ÖSK Temsilcisi

ÖZELLİŞTİRMEYE karşı ÖZERKLEŞME                                                   

Değerli dostlar, sevgili arkadaşlar;
Bizim karikatürcüler olarak bu toplantıdan talebimiz net ve açıktır:

TÜM SANAT ALANLARININ ÖZERKLEŞMESİNİ İSTİYORUZ.

Erkte bulunan sermayenin siyasi temsilcisi iktidar partisine sanat hayatımıza müdahalelerde bulunmak,yaratıcı ve icracı sanatçıları istedikleri gibi yönlendirmek içinkendine yakın kişi ve kuruluşlara hazırlattığı TÜSAK (bizim çakma Türkiye Sanat Kurumu dediğimiz) yasa tasarısına karşı Özerk Sanat Konseyi bileşenlerinden ve bu toplantının düzenleyicisi kültür alanının tek yetkili sendikası KESK Kültür Sanat Sendikası’nın kısa sürede hazırlayarak bugün burada yapacağı toplantı her türlü olumsuzluklara rağmen sanat hayatının özerkleştirilmesi konusunun tartışılmasını sağladığı, daha sonra sanat alanlarının ve Özerk Sanat Konseyi’nin yapacağı çalışmalara yol göstereceği ve ışık tutacağı için ÖSK bileşeni Kültür Sanat Sendikasını ve bu toplantıyı düzenlenmesinde emeği geçenleri kutlar, başarılı bir çalışma olacağına inanır, katılan arkadaşlarımızın önerileriyle sanat hayatımızın çalışma şartlarına müdahalelerde bulunacak bir toplantı sonuç bildirgesi çıkması inancı ile başarı dileklerimizi iletiriz.
Sermaye iktidarını daha rahat yürütmek, emeği ile geçinenler üzerinde her türlü baskısını artırarak. Sürdürmesinin ilk şartının geniş halk yığınlarının kültürünü etkilemek olduğunu anlamıştır.
Bunun da yolunun kültürün ve sanatın özelleştirilmesinden geçtiğini görmüştür.
Günümüzde sermaye egemenliğini devam ettirebilmek için metalaşmamış her şeyi yok etmeye çalıştığı gibi Metalaşmamış kültürü ve sanatı da yok etmek istemektedir.
Bunun için de kapitalizmin sacayağı olacak dünya çapında kendi denetiminde yeni payanda yasalar ve sanat örgütleri kurmak için çaba göstermektedir. Ayrıca “Uluslararası Para fonu” Başta olmak üzere çeşitli fon ve kuruluşları sanat ve sanatçı örgütleri üzerine salarak kapitalizmin ömrünü biraz daha uzatacak tavır olan sanat ve kültür kurumlarına parasal destek üreten yapılar oluşturmaya çalışırken ayni zamanda kültür ve sanatı da sermayenin ana amacı kar olan kurumları ile bir şekilde bütünleştirmek istemektedir.Sermayenin geldiği bu süreçte sanatı meta haline getirip piyasalaştırması ve kültürün özelleştirilmesini hızlandıracak çalışmalar yapması, kültür ortamının daha da yozlaşmasına, giderek yaratıcı, mücadeleci,toplumu geliştirici gerçek sanat üretimine hayat hakkı tanımaz hale gelmesine sebep olmaktadır.
1980 sonrası emperyalizmin kültür politikalarına bakacak olursak kabaca aşağıdaki olayları hem görür hem de hayatımızın her alanında yaşarız. Her kes tarafından doğal karşılanan ücretsiz kütüphaneler, ücretsiz girilen müzeler, parasız normal eğitim ile sanat eğitimi yavaş yavaş özelleştirilerek paralı hale getirilmiş, kardan başka amacı olmayan şirketlerin ellerine bırakılmıştır. Diğer bir değişle, 1980’ den sonra küçük paralarla başlayan, daha sonra ufak ufak artan sanat galerisi, kütüphane, müze giriş ücretleri ile sermayenin emrine altın tepside sunulan, paralı hale getirilen her türlü eğitim ile sanat eğitimi. Kısaca sanat ve kültürle ilgili her türlü haklar tamamen özel işletmeler eline teslim edilmiştir.
Kapitalizm günümüz dünyasında sinema, plastik sanatlar, müzik, sahne sanatları, yazın ve tasarım alanlarında sanat hayatını tamamen teslim alarak sınıf diktatörlüğünü devam ettirmek, yeni yöntemlerle kültürü ve sanatı özelleştirmeye çalışırken hareket alanını genişletmek için, kendine bağlı kurumlar kurmak, kendine ayak bağı olanları tasfiye etmek, ya da başka biçimlere sokmak için yeni yeni yasalar kurarak yaratıcı ve icracı sanatçıları teslim almaya çalışmaktadır.
T.C Kültür Bakanlığı’nın hazırlayarak kamuoyuna sunduğu TÜSAK (Çakma Türkiye Sanat Kurumu) Yasası da bu yasalardan biridir. Çalışma hayatı içerisinde toplu sözleşme ve grev hakkı için mücadele eden yaratıcı ve icracı sanatçılar sanat yapma hakkı ve yaratma özgürlüğünü hayata geçirmeye başladıkça ve toplumun dinamiklerini harekete geçirecek ürünler verdikçe sermaye rahatsız olmaya başladı. Yaratıcı ve icracı sanat-sanatçı kuruluşlarının yaptığı çalışmalar dünya çapında insanlığı ileri götürecek toplumsal dinamiklerle beraber olduğunu gören kapitalizmin endişeleri arttı.
Emperyalist yapısıyla iyice gericileşen kapitalizm, sanata karşı yeni tedbirler almasının kaçınılmaz olduğunu anladı.
1980 yılı sonrası sanat alanlarının kendisine karşı en büyük tehlikelerden biri olduğunu anlayan kapitalizm bunalımını gidermek için aldığı uluslar arası kararlar arasında sanat alanlarını da kapsayan bazı önemli tedbirler aldı. Bu kararlarını çeşitli ülkelerde erkte bulunan sermayenin adamlarına uygulatmaya çalıştı.
Tabi ki bu ülkelerden biri de her alanda emperyalizmin tamamen güdümünde bulunan ülkemizdi. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra sermayenin en güçlü döneminde bile sanat ve sanat örgütlerini kontrol altına alacak yasalar çıkartamadı. Sermayenin sanatı kontrol etmek üzerine yapmak istediği çalışmaların boşa çıkarılması,12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra gelişen 1974 yılından sonra sanat alanlarında seslendirilmeye başlanan “Sanat Alanlarının Özerkleşmesi” çalışmaları tartışmaları ile çok sıkı olmasa da çeşitli örgütlenme modeli tartışmalarıydı. Bu tartışmalar Türkiye halkının mücadelesinde olan bölünmelerin sanat alanına da yansımasından başka bir şey değildi. Her alanda olduğu gibi sanat alanında da tartışa tartışa özerk bir yapı
oluşturamadan 12 Eylül 1980 askeri rejimine gelindi. Ama her olumsuzluktan olumlu bazı sonuçlar çıkabileceği için tartışmalardan çeşitli sanat alanlarında faaliyet gösteren birkaç sendika ile derneğin ortaya çıkması sanat alanlarının ufakta olsa bir örgütlenme kazancıdır demek doğru olacaktır. Sermayenin dayatmalarına karşı 27-28 Mart 1995 tarihlerinde İstanbul, Atatürk Kültür Merkezi ( AKM ) de yapılan sinema, yazın, sahne sanatları, plastik sanatlar, müzik ve tasarım alanında faaliyet gösteren 35 in üstünde Türkiye’nin önde gelen sendika, dernek, meslek odası, kooperatif vb. sanat kuruluşları “Sanatta Özerk Yapılanma ve Yaratma Özgürlüğü” konusunu işleyen 1.SANATÇILAR KURULTAYI’ nı gerçekleştirdiler.
Kurultay sonrası çıkan sonuç bildirgesi de sanat alanlarına Yeni bir örgütlenme anlayışı öneriyordu.

“Bugün Türkiye’de sanatçının sanat yapma hakkı ve yaratma özgürlüğü, tartışılır hale gelmiş; buna karşın, sanat ortamı ile sanat-sanatçı örgütlerinin ayrı ayrı dağınık çabaları yetersiz kalmaya başlamıştır. Bu endişeleri paylaşan sanatçı örgütleri olarak 1995 yılında örgütler arası geniş ve ilkeli katılımlarla birlikte bir çalışma sürdürmeye yönelik bir yapı oluşturmayı, sorunları, birlikte çözmeyi kararlaştırmıştır.”
“…Ülkemiz sanatçılarının ve sanat örgütlerinin geniş katılımlı birlikteliğini, sanatçı haklarının savunulmasını sanat üretiminin iletişim kanallarının yasa güvencesi olan, yönetsel ve mali bağımsızlığa sahip taraf olma ehliyeti olan Özerk Sanat Kurumunun oluşturulması, tüm sanatçı örgütlerinin talebidir.”

Yaratıcı ve icracı sanat-sanatçı örgütleri için bir milat olan 1. SANATÇILAR KURULTAYI Sonuç bildirgesinde ki kararlar sermayenin kültür üzerine planlarını tam olarak yok etmese de sanatın ve sanatçıların 1.Sanatçılar Kurultayından sonra oluşturulan Türkiye Sanat Kurumu Yasa taslağı projesi sanat alanlarının hayata sunduğu en değerli projelerden biridir. Özerk Sanat Konseyi öncülüğünde sanat insanlarını beş sanatçılar kurultayı, çeşitli panel ve toplantılarla zenginleştirerek şimdi aramızda olmayan saygıyla andığımız birçok sanatçının da emeği ve katkısı ile güncelleştirdiği, bu günlere canlı bir şekilde getirdiği, önümüzde ki günlerde tüm yaratıcı ve icracı sanat-sanatçı örgütlerinin katkıları ile toplanacak 6. SANATÇILAR KURULTAYI ile daha güncel hale gelecek Türkiye Sanat Kurumu (TSK) Yasa tasarısı bu ülke sanatçılarının oluşturduğu önemli bir projedir. Sanat yaşam alanlarının düzenlenmesi, yaratıcı ve icracı sanatçıların mesleklerini özgür ve özerk bir şekilde yapabilmelerini sağlayabilmek için yapılacak düzenlemelerde T.C Kültür Bakanlığı samimiyetsizdir. İyi niyetli davranmamaktadır. Bakanlık TUSAK yasa taslağını hazırlarken öz olarak ÖSK nın hazırladığı TSK Yasa taslağı ile hiçbir benzer nokta olmamasına rağmen adından, şekline ve biçimine kadar esinlendiği apaçık ortadadır. T.C Kültür Bakanlığı ile 1995 yılında imzalanan protokolle oluşturulan Özerk Sanat Konseyi’ ne danışarak ve görüşerek yılların deneyimi ve emeği ile beş sanatçı kurultayı sonucu son şeklini alan Türkiye Sanat Kurumu (TSK ) Yasa taslağını göz önüne alarak yeni taslağın oluşturulmasının daha doğru olacağına inanıyorum.

      KESK Kültür Sanat Sendikası’nın bugün burada yaptığı sanatçılar toplantısının ışığında yapılacak

6.SANATÇILAR KURULTAYI’ ile geçen beş sanatçı kurultaylarında yaratıcı ve icracı sanat-sanatçı örgütlerince oluşturulan Türkiye Sanat Kurumu Yasa Taslağı Gerekçesinin ışığı doğrultusunda Özerk Sanat Konseyi Bileşenleri ile T.C Kültür Bakanlığı’nın ortak düzenlemesini Türkiye Sanat Kurumu Yasa Taslağını uzlaşarak hazırlamasını öneriyorum.

Özel olarak bu toplantı için somut bir durum olduğu için belirtmekte yarar olduğuna inanıyor ve görüşlerinize bırakıyorum.

Sermayenin erkte bulunan iktidardan politik kuşkularımız olduğu için Özerk Sanat Konseyi Türkiye Sanat Kurumu (TSK) Yasa taslağını hazırlarken sanat alanlarının ve çalışma hayatının baskı altında kalacağı düşünüldüğü için Devlet Tiyatroları, Devlet Opera Balesi, Devlet Halk Dansları Topluluğu, Devlet Çoksesli koroları, Devlet Senfoni Orkestrası ile ödenekli tiyatro statüsü kazanmış belediye tiyatroları, tam ödenekli kamu kurumu niteliğini koruyarak işleyişte özerkliğe kavuşturulacaktır.
(ÖSK nın hazırladığı TSK nun 3-m maddesi )

  Sonuç olarak: T.C Kültür Bakanlığı’nın var olan çalışmaları hiçe sayarak bildiğini okuyup hazırladığı TÜSAK (çakma Türkiye Sanat Kurumu) Yasa tasarısı Devlet Tiyatrosunda çalışan arkadaşların tasfiyesine yönelik çalışma olduğu, ayrıca sanat alanlarında ki kurumları baskı ile yönetmeye dönük bir kurumlaşma yaratacağı ve özerkliğe dönük bir çalışma olmadığına inandığımız için reddediyoruz.

     Tüm yaratıcı ve icracı sanat ile sanatçı kuruluşlarını bu toplantının ışığı altında
6. SANATÇILAR KURULTAYI yapmaya davet ediyoruz.

              Yaşasın “ özgür sanat için, özerk çalışma ” mücadelesi.
                          Yaşatacağız özgürlük ve özerklik mücadelesini.

1. T.C Kültür Bakanlığının hazırladığı Türkiye Sanat Kurumu (TÜSAK) Yasa taslağı. www.kultursanatsen.org

2. Özerk Sanat Konseyinin hazırladığı Türkiye Sanat Kurumu (TSK) Yasa taslağı www.ozerksanatkonseyi.org

3. “Sanatta yaratma özgürlüğü ve özerk yapılanma“ isimli 1. Sanatçılar Kurultayı kitabı (Özerk Sanat Konseyi).

4. TÜSAK karşı TSK – Özelleştirmeye karşı Özerkleşme- (TEB-Oyun Dergisi 2014 Kış sayısı).

 

“TÜSAK” YASA TASARISI TASLAĞI VE SANATSAL YIKIM 
  
Yılmaz  ONAY
Birkaç Cümle İçin Bir Yığın Palavra



Sonunda “Yasa Tasarısı Taslağı” ile niyet apaçık meydana çıktı: “Sanat alanına da el koyma”, yani Hitler döneminin ünlenmiş deyimiyle sanat alanının da “rejime katılması”. Ne diyelim, yıllar önceden iktidarın başı, e yapmak istediğini yeterince açık etti ve bizler bunu gördük, uyarmak için elimizden geleni yaptık, hatta biraz erken gibi görülse de adını da koyduk, ama göremeyen, ya da görmek istemeyen kimi dostlar, bize çatmayı yeğlediler. Şimdi nihayet gördüler (belki), ama çok geç... (Gerçi tam da bu arada bir umut ışığı doğmadı değil, halkın kitlesel direnişi gerçekten de beklenmedik bir çıkış oldu. Ama buna yazımın sonunda değinmek istiyorum).
Yasa Tasarısı Taslağının esasını teşkil eden birkaç cümle nedir, ona bir bakalım öncelikle:
Taslağın Madde-4(1)’ine göre: Türkiye Sanat Kurumu’nun “karar organı” olduğu belirtilen Türkiye Sanat Kurulu’nun başkan ve ikinci başkanı dahil 11 üyesinin tamamı, “bakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca atanır” [Bakan denirken Kültür Bakanı kastediliyor (Madde-2 (1) b)], ama bunun zaten önemli olmadığını söylemeye bilmem gerek var mı? Bu atama yetmezmiş gibi “Başkan ve İkinci Başkan” bile “Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenir” denmiş aynı maddede. Madde-4(2)de ise, kurul üyelerinin 2 yıl olarak belirtilen görev sürelerinin, örneğin ”atamaya ilişkin şartları kaybetmeleri halinde, atandıkları usule göre süresi dolmadan görevden alınır” kaydı konmuş. Tabii gayet iyi anlaşılacağı üzere, boşalan üyeliklere de yine “aynı usulle yeniden atama yapılır” oluyor.(1) Bu kayıt konmasa şaşardım zaten. Yalnız atama yetkisiyle de yetinilmeyip, görevden alma ve yeniden atamaların da hep aynı elde toplanması gerekiyor ki, kurulun kaderi iki dudak arasına tam sıkışabilsin.
Hal böyleyken, sıkılan palavraların başında Madde-3(2)de edilen şu söz geliyor: “Kurum görevini yerine getirmekte bağımsızdır, hiçbir organ, makam, merci ve kişi kurumun kararlarını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremez”!!!!?
İnsan, ancak bu kadar aptal yerine konabilir doğrusu. Artık “özerk” sözcüğünün ne kadar tekrarlandığını, hele sanat ve sanatçı hamasetinin 21 sayfalık taslakta ne kadar bol kullanıldığını siz tasavvur edebilirsiniz.
Oysa taslağın asıl hedefinin mevcut tam ödenekli kamu kurumlarını dağıtmak olduğunu açığa döken birkaç cümleyi daha ortaya koymak yeterlidir sanıyorum:
“Ek Geçici Madde-16A,(3): 10.06.1949 tarihli ve 5441 sayılı Devlet Tiyatrosu Kanunu ile 14.07.1970 tarih ve 1309 sayılı Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü Kuruluşu Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.”
Görüyor musunuz, bu kadar basit, öyle mi? Emekli olmayı kabul etmeyen (genç) kadroları da Kültür ve Turizm Bakanlığı İl Müdürlüklerinde görevlendiriyorlarmış! Dahası, “bu personel izin almak kaydıyla sanatsal faaliyetlerde çalışabilir”miş! Ey, Devlet Tiyatrolarındaki sanatçıların devlet memuru olmamalarını, performansa göre çalıştırılmasını isteyen dostlar, ne güzel sanatçı peformansı değerlendiriliyor ama, değil mi? (Biz boşuna mı söylemişiz, sanatçı performans’ını değerlendirecek olanın kendi performansına bir bakın öncelikle, diye?) Zaten taslağın kalan o kadar çok maddesi ve sayfası, neredeyse sırf bu kurumların personelinin – emekliliğe teşvik vb. yollarla – gözünü boyamaya çalışmak ve kurum yöneticilerinin maaşlarını vb. düzenlemekten ibaret. Asıl ilginç olanı ise bütün bu yıkımın ne adına yapıldığı. Bakınız “gerekçe” faslında neler sıralanmış (“Genel Gerekçe” bölümü): 
“…ülkemizde kültürel ve sanatsal etkinlikler ağırlıkla devlet eliyle gerçekleştirilmektedir. Ancak zamanla bunun yeterli olmadığı görülmüş ve kültürel ve sanatsal faaliyetlerin desteklenmesi ihtiyacı doğmuştur. Örnek (…) Sinema genel müdürlüğünce her yıl sinema sektörüne maddi destek verilmektedir. (…) özel tiyatrolara da (…) her sene kaynak aktarılmaktadır.”
Bunları okuyunca sanırsınız ki, devletin kurumları yetmiyor da, bunlara ek olarak destek ihtiyacı savunuluyor. Yani zaten var olan düzende daha fazla destekten söz ediliyor(?). Anayasa’dan dem vurmayı da ihmal etmemişler:
“Anayasamızın ‘sanatı ve sanatçıyı koruması’ başlıklı 64.maddesi, ‘Devlet sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır’ hükmünü içermektedir.” (“Koruma” deyince bunların kadını koruma yöntemleri geliyor da akla, insan hemen “aman, Tanrı herhangi bir şeyi bunların korumasından esirgesin!” diyor ister istemez. Hani “Fareler ve İnsanlar”daki zavallı Leny’nin, eline geçen her yumuşak yaratığı, seveyim derken boğuvermesi gibi, bir bakıma!) 
Görünüşte, ne kadar iyi niyetli bir yasa taslağı, diye rahatlıkla aldanabilir insan. Nitekim “gerekçe” şöyle sürüyor:
“Bugün gelinen noktada ülkemiz, yoğun kültür ve sanat faaliyetlerine daha çok ihtiyaç duymakta (…) Bu alanda faaliyet gösterenlerin karşılaştıkları en önemli sorun kuşkusuz maddi ihtiyacın karşılanması ve daha geniş kitlelere ulaşmaktır. Çünkü toplumun kültür seviyesinin  yükselmesine etki eden sanat faaliyetleri, çok büyük emek, zahmet, altyapı ve donanım gerektirmesine karşın, ekonomik getirisi çok az olan alanlardır.”
Çok doğru, bu alanda faaliyet gösteren kurumların ağırlıkla kamusal kurumlar olmasının ve finansmanlarını genellikle kamunun üstlenmesinin nedenlerinden biri de budur zaten. (“Toplu yaratış alanları için kamu desteği şarttır” diye boşuna altını çizmiyoruz biz herhalde.) Sonuç olarak şu yazılmış:
“Bu bağlamda, nitelikli projeler ile (…) kültürel ve sanatsal etkinliklerin desteklenmesini sağlayacak bir mekanizmanın kurulması ertelenemez bir ihtiyaçtır.” Evet, iyi bildiniz! Ama, tam ödenekli mevcut kurumlar gibi devletin zaten “tam destek” sağladığı kurumları bile başta “yeterli” bulmayan iktidar, onları özerk işleyişe kavuşturarak daha da güçlendirmek varken, acaba hangi akla hizmetle tam tersine onları dağıtıp yok etmeyi ve destekleyeceği projeleri de kendi iki dudağının ucuna bağlayarak boğmayı, “ertelenemez ihtiyaç” olarak görmüş dersiniz?  Ayrıca, her işlerinde olduğu gibi bunda da Avrupa ve batı dünyasından örnekler verme modasına uymayı ihmal etmemişler:
“Dünyada da benzer uygulamalar bulunmaktadır. İngiltere’de 1940’ta kurulmuş İngiliz Sanat Konseyi, İtalya’da Kültürel Faaliyetler Bakanlığı 1976’dan bu yana, Avustralya Sanat Konseyi de 1975 yılından beri sanatı, sanatsal faaliyetleri ve sanat kurumlarını çeşitli mekanizmalarla mali açıdan desteklemektedir.” Evet öyle, ama o ülkelerin temsilcilerine, “peki, mali destek sağlayan devlet, ‘parayı ben veriyorum, elbette karışırım’ kafasıyla, yapılan sanatın içeriğine de müdahale eder mi?” diye sorduğumuzda, hepsinden “asla, öyle bir şey düşünülemez bile!” diye yanıt aldığımızı ekleyerek devam edelim, (İKSV’nin düzenlediği toplantıda bizzat benim sorduğum sorulara aldığım yanıtlardır).  
“Bu kanunda öngörülen uygulamayla, kuralları daha belirli bir kültür ekonomisinin – ne demekse – (…) oluşmasına destek verilecektir” denmiş. Bu husus pek anlaşılmıyor, ama neyse, deyip sürdürüyoruz ve zurnanın zırt dediği yere varıyoruz işte: “Devlet bünyesindeki sanat kurumlarının faaliyetleriyle sınırlı kalan sanat üretimi yaygınlaşacak, yerli toplulukların da desteklenmesi suretiyle bu faaliyetler çeşitlenecek ve artacaktır.” Görüyor musunuz, tasarı taslağının gerekçesinde bile esas yapacaklarını, yani “devlet bünyesindeki sanat kurumlarının” yok edileceğini açıklayamamışlar, çünkü kendileri de böyle bir saçmalığın akılcı bir gerekçeye bağlanamayacağını çok iyi biliyorlar ve asıl gerekçeninse, başlarındaki kişinin herhangi bir alanda kendi kölesi gibi buyruğu altında olmayan tek bir kişiye ve tek bir etkinliğe bile tahammülü olmadığı için, bu anlamda özerkliğin belki ancak bir kırıntısı bulunabilen Devlet Tiyatrolarını, Devlet Opera ve Balesini dağıtmaktan başka çare bulunamamış olduğunu söyleyecek halleri yok elbette ki, böyle palavra edebiyat kesiyorlar.  

Özerk Sanat Konseyi Ve Yasa Tasarısı Taslağı (2)   

Nitekim biz Özerk Sanat Konseyi’nde yasa tasarısı taslağını hazırlarken, iktidarın böyle girişimleri kendi kötü amaçlarına alet etme huyunu bildiğimiz için, hem “Gerekçe”de, hem kurum maddelerinde bunun önlemini açıkça almak gereğini duymuştuk.
“Gerekçe”de:
“Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Baleleri, Devlet Halk Dansları Topluluğu, Devlet çoksesli koroları, Devlet Senfoni Orkestraları ile ödenekli tiyatro statüsü kazanmış Belediye Tiyatroları, tam ödenekli kamu kurumu niteliklerini koruyarak, işleyişte özerkliğe kavuşturulacaktır. Özerk işleyişin modeli, ‘Türkiye Sanat Kurumu’nun ’Görevleri’ madde 3 m’de ifade edildiği gibi Kurum tarafından oluşturulacaktır. Bakanlığa bağlı olmayan sanat kurumlarının ve sanatçıların gerçekleştireceği etkinliklerin desteklenmesi, ‘Türkiye Sanat Kurumu’nun görev ve yetki alanı içinde olacaktır”.
Kurum yasa tasarısı taslağında:
Madde 3,m.fıkra:
“Tam ödenekli kamu kurumu niteliğindeki tiyatro, opera, bale, orkestra ve koro gibi sanat kurumlarının özerk işleyişe kavuşturulmaları için gerekli modeli oluşturarak, uygulanmak üzere ilgili bakanlığa sunmak”
Dikkat edilirse, bakanlığa yalnızca uygulama işlevi tanınmıştır. Nitekim, Türkiye Sanat Kurumu’nun temel karar organı olan Yönetim Kurulu da, ülke sanat ortamının belirleyeceği üyelerin ağırlıkta olduğu (Madde.7) Genel Kurul’ca seçilen sekiz üye ile bir başkan ve bir genel sekreter yanında ancak Kültür ve Turizm bakanlığı Müsteşarı ile Maliye Bakanlığından bir temsilciyi kabul etmektedir (Madde 8, Madde 10). Esasen bu sekiz üyenin altısı, aynı zamanda altı sanat dalına ilişkin çalışmaları yürütecek olan Sanat Kurullarının başkanlarıdır (alan temsilcileri) ve kurulların diğer altı uzman üyesini de yine Genel Kurul seçmektedir (Madde 12).
Böylece özerkliği gerçekten içeren Özerk Sanat Konseyi’nin yıllar önce hazırlayıp kamuoyuna – ve bu arada elbette Kültür Bakanlığı’na da – sunduğu Türkiye Sanat Kurumu Yasa Tasarısı, bugüne dek yok sayılmışken, bakanlık, ancak yıllar sonra böyle iğdiş ederek kötüye kullanmak üzere onunla ilgilenmiş oluyor.
Biz bu iktidardan, daha iyisini umuyor değildik asla! Niyetini de gayet iyi sezmiştik. Öyle ki, sürekli olarak ödenekli tiyatrolardaki sanatçıların, devlet memuru statüsünün onlara birazcık olsun güvence sağlayarak özerk davranma olanağı verdiğini, bu yüzden – pek çok aksine öneriye karşın - öncelikle devlet memuru statüsünden geri adım atılmasına karşı direnmeleri gereği üstünde duruyorduk. Dolaysıyla taslağı da, bu dönemde yasalaşması düşüncesiyle değil, özerk işleyişin kamuoyunun bilincine yerleşmesini sağlamak için hazırlamıştık. Fakat yazık ki, en başta doğrudan ilgili kurumların bazı temsilcileri ve sanatçıları, “bize dokunmayan yılan bin yaşasın” misali, statükonun öylece sonsuza dek süreceğini sanarak bir de bize “niye dalgalandırıyorsunuz?” dercesine çatmayı yeğlediler. Sonra iktidar, İBB Şehir Tiyatrolarına el atıp orayı perişan edince, sorunun özerk işleyişin zaten gereği gibi bulunmamasından kaynaklandığı anlaşılmaya başlandı, ama o müdahaleyle şehir tiyatroları, şimdiki gibi lağvedilmiş olmadığı için olacak, yine de Devlet Tiyatrolarından beklenen yoğunlukta bir ilgi görmedi. Nihayet ancak şimdi apaçık söylenince bir uyanış oldu galiba, ama - başta belirttiğimiz gibi -  yazık ki çok geç!

Peki Çözüm Nedir?

Sonuç şu ki, bu iktidardan kurtulmadıkça sanat alanı için de – köleleşmenin ötesinde – hiçbir çözüm söz konusu değildir. Dolayısıyla, tiyatrocularımızın da aynı zamanda politik çalışma yaparak, ilk seçimde bu iktidarın değişmesi için uğraşmaları gerekiyor. Başta değindiğim, halkın kendiliğinden oluşan kitlesel gezi direnişi, bu açıdan bir umut ışığıdır. Yeter ki bu çıkış, romantik hayallerde eriyip gitmeksizin, mevcut partilerden bu direnişe en fazla omuz vermiş olanının çevresinde oluşturulacak seçim ittifakını gerçekleştirmeyi başarsın. Böylece, bu çabalar, seçim yoluyla gelip de seçim yolu ile gitmemek uğruna değme cuntalara taş çıkartacak darbe yöntemlerini uygulayanın yine de seçim yoluyla gitmesini sağlamaya yetecek mi, bunu zaman gösterecek. Çünkü seçimden başka bir yolla gitmesi, bizim isteyip istemememize hiç bağlı olmaksızın, nicedir mümkün değil! Bu gerçeği de görmemiz, en azından bu gerçeği çok iyi bilen onun, geçmişteki en ağır askeri darbe olan 12 Eylül’e toz kondurtmadığı bilinirken ve ülkede her şeyi kendi emrine bağlamışken, öyle ki seçimin sonuçlarını bile kendi istediği yönde değiştirdiği kuşkuları ortalığı kaplamışken, sırf kendi “millet”ini kendisine ram etmeyi sürdürebilmek için hâlâ daha sahte bir “darbe teşebbüsü mağduru” rolünü kesmesini önlemek için şarttır.
Yoksa sorun, darbe yanlısı olmak olmamak sorunu değildir. Nitekim, her zaman verdiğim örnekteki gibi, tarihte Hitler’e karşı askeri darbe girişimi yapmış olan komutanlar, başarılı olsalardı, ardından Weimar anayasasının fiilen yeniden işlemesini – örneğin serbest seçimleri – sağlasalar bile, onları da cuntacı, darbeci diye suçlayacak mıydı dünya? Hitler evet seçimle gelmişti, ama tekrar seçimle gitmesinin bütün yollarını kapamıştı ve kendisi bizzat askerleşerek dünyaya savaş açmıştı. Böyle bir faşist lider ancak antifaşist bir askerî ya da en azından silahlı güçle iktidardan uzaklaştırılabilirdi. Dolayısıyla yeniden “demokratik” seçimlere de ancak o yolla varılabilirdi. Demek ki, bir ülkede, seçilmiş bir iktidarın tabiî ki orduyu da emri altına alarak demokratik özgürlükleri düpedüz yok edip diktaya yönelmesi söz konusu olmuşsa, artık ondan sonrası, darbe, şiddet vb. konular da dahil, faşizm-antifaşizm tartışmasına girer kanımca. Ama işte bizde çözüm, ülkemizin pratiği gereği ister istemez, ancak ve yalnızca demokratik bir seçimin yapılmasını sağalmaktan ve o seçimin kazanılmasından geçmektedir.
Ancak ondan sonra, bir yandan, “genel müdür” kavramını ve baş’la başlayan merkezi pozisyonları unutup, her biri tam ödenekli bir özerk topluluk (ensemble) anlamında bağımsız tiyatrolar olarak (devlet ya da belediye) tiyatrolarımıza kavuşurken, öbür yandan gerçekten özerk bir sanat kurumumuzun varlığıyla toplumumuz, sanatın bütün dallarını vazgeçilmez yaşam alanları olarak hayata geçirecektir. O günlerin derin özlemiyle….      

(1) “TÜRKİYE SANAT KURUMU ile SANATIN DESTEKLENMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI TASLAĞI”, www.kultursanatsen.org sitesinde.
(2) “ÖZERK SANAT KONSEYİ TÜRKİYE SANAT KURUMU YASA TASARISI TASLAĞI”, www.ozerksanatkonseyi.org  sitesinde.

 

KÜLTÜR SANAT- SEN
(KÜLTÜR, SANAT ve TURİZM EMEKÇİLERİ SENDİKASI)

GENEL MERKEZİ

ÖN ÇALIŞTAYA ÇAĞRI METNİ
18-20 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da “KÜLTÜR VE SANATA SİYASİ VE EKONOMİK MÜDAHALELERE KARŞI ALTERNATİFLERİMİZ”  çalıştayı düzenleniyor.
Üç gün sürmesi planlanan çalıştaya kültür ve sanat alanında faaliyette bulunan Özerk Sanat Konseyi, sendika, dernek, vakıf, meslek örgütü ile demokratik kitle örgütleri katılarak çalışmalarını sunacaklardır.
Çalıştay; konu başlıklarının aşağıdaki gündem temelinde belirlenmesi ve tüm kitle örgütleri ile ortak deklarasyonun hazırlanması çerçevesinde, 12 Şubat 2014, Çarşamba saat 13.00’de bileşenlerin katılımı ile toplantı gerçekleştirilecektir. 13 Şubat 2014, Perşembe günü saat 11:00‘de hazırlanmış olan ortak deklarasyon ve program BASIN TOPLANTISI düzenlenerek medya mensuplarıyla paylaşılacaktır.  

12-02-2014 GÜNDEM BAŞLIKLARI
1-TÜSAK ile ilgili değerlendirmeler
2-Kültür Sanat Kurumlarına dair görüş ve öneriler
3-13 Şubat perşembe saat 11.00 yapılması planlanan BASIN TOPLANTISI için ortak deklarasyonun hazırlanması

 

Tarih:12/13-02-2014
Yer: TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Toplantı Salonu Karaköy / İst.
İletişim: İst. Şube: 0 505 4482051 / 0 212 2511044
Genel merkez:0 542 5642678 / 0 506 6807511

      

 

SANAT ÖZGÜRDÜR, KURUMLARI ÖZERKTİR

30 Kasım 2013 Ses Tiyatrosu'nda düzenlenen basın toplantısında okunan metin:

Biz tiyatrocular diyoruz ki:
Bugün ülkemizde, otoriter polis devleti hevesi ile dinci faşizm iştahı el ele vermiş, temel insan hakları ile insanlık değerlerini hiçe saymaya ve adım adım yok etmeye kararlı görünüyor.
İktidar, bu doğrultuda, kültür ve sanat alanlarına da kıyıcı, yıkıcı, yok edici, kurutucu bir tutumla saldırmaktan geri durmuyor.
Bale sanatını belden aşağı, resim ve heykel sanatını ucube olarak nitelendiren, Fazıl Say’ı düşünce suçlusu ilan eden, Yunus Emre’den Edip Cansever’e kadar bir yazın ordusunu sansürleyen bu zihniyet; sahne sanatlarının her alanına var gücüyle yükleniyor.
Devlet Tiyatrolarını, Devlet Opera ve Balesi ile orkestralarını, ülkenin sanat hayatından silme girişimleri durmadı, durulmadı. Biz tiyatrocular bu gaflet karşısında susmadık, susmayacağız!
Yerel yönetimlere bağlı Şehir Tiyatrolarına boyunduruk vurarak evcilleştirme girişimlerine sessiz kalmadık, kalmayacağız!
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Karaca Tiyatrosu, Duru Tiyatro, Emek Sineması, Ankara Akün ve Şinasi Sahneleri gibi sanat yuvalarına yönelik yıkımcılık çabalarına karşı durduk, karşı duracağız!
Şimdi özel tiyatrolara destek konusunun da, ürkünç bir keyfilikle, meşrep bezirgânlığına dönüştürüldüğüne tanık oluyoruz.
Somut demokratik ilkelerden ve bilimsel ölçütlerden yoksun, “Ben kurdum oldu” anlayışı ile tayin edilmiş, yarıdan çoğu bakanlık memurlarından oluşan bu kurulun, kararlarından ortaya çıkan gerçek şudur:
“Siyasal ve düşünsel yönelimleri ayrıştırır, sakıncalı bulduklarıma vermem. Yapay haklı-haksız tartışmaları oluşturarak, sonuçta ulûfe veya sadakaya indirger, yandaş peyleme mekanizması olarak kullanırım.”
Oysa kültür-sanat alanlarına yapılan bütün yatırımların kaynağı, halkın ödediği vergilerinden oluşur. Kimse bu parayı sünnet takılarını bozdurarak temin etmiş değildir.
Toplumun düşünsel ve duygusal esenliği için harcanacak bu kaynakların dağılımında; uygar, demokratik ve akılcı ölçütler oluşturmak gerekir. Bunu da ancak özerk yapıda kurum ya da kuruluşlar yapabilir. İster ödenekli, ister özel tiyatrolarda olsun; bozmaca yönetmelikler ve düzmece kurullarla yapılan iş, ahmak ıslatan gibidir.
Destek için başvuran, başvurmayan, başvurup destek alan, başvurup destek alamayan, destek alıp da reddeden biz tiyatrocular, bir bütün halinde bu kurnazlığın da maskesini düşüreceğiz. Susmuyoruz, susmayacağız!
Uygar dünyanın bu konudaki yöntemi de özgürlük ve özerklik kavramlarında yatar.
Biz tiyatrocular diyoruz ki: Sanat özgürdür, kurumları özerktir!
Özgürlük ve hukuk mücadelemizi kol kola genişletirken; dayanağımız ödenekler değil, bu duruma sessiz kalmayacağına inandığımız seyircimizin destek, dayanışma ve alkışlarıdır.
Susmuyoruz, susmayacağız!... 

 

TOBAV BASIN BÜLTENİ 28.11.2013

DEVLET TİYATROLARI - DEVLET OPERA VE BALESİ
KAPATILIYOR MU?

   Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik 2014 yılı Bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda "Devlet ve sanat üretimi ilişkisi" ile ilgili yaptığı açıklamada ; şu anda yürürlükte bulunan 5441 Sayılı Devlet Tiyatroları Kuruluş Yasasına gönderme yaparak ".... elimizdeki devlet sanat üretici ilişkisi ilkel ve modası geçmiş bir ilişkidir." tanımıyla sunulan; bu modelin Rusya'da 1995 yılında terk edildiğini, bu gün bir Çin'de uygulandığını ifade etmektedir.
    Basına yansıyan bu ve benzeri açıklamalar ile AKP 'nin sanat alanına yeni bir düzen getirmesi amacıyla hazırlanan "Türkiye Sanat Kurumu ve Sanatın Desteklenmesi Hakkında Yasa"nın çıkarılacağı sinyalleri verilmektedir.
Söz konusu yasa tasarısında TOBAV'ın yıllarca savunmasını yaptığı ÖZERK SANAT KONSEYİ yapılanması, tam tersine çevrilerek özerk olmayan bir sanat konseyi haline getirilmek istenmekte. Bakanlık, bu çalışmasındaki anlayışı, Özel Tiyatrolara Destek komisyonuna da uygulamıştır. Ancak bu komisyonun geçmişi  teamüllere, tüzük ve yönetmeliklere dayalıdır. Bunlar da bu hükümetten önce çıkarılmış demokrasi ilkelerine bağlı yönetmeliklerdir.
    Bilindiği gibi 31 Temmuz 2013 tarihinde sayın Başbakan,69. TOBB Genel kurulunda yaptığı açış konuşmasında,özellikle "Bir ülkede demokrasi olmazsa o ülkede ekonomi gelişmez" düşüncesine vurgu yapmış. Sivil toplum kuruluşlarını desteklediğini bildirmiştir.
    Sivil Toplum Kuruluşu olan TOBAV evrensel bir bilinçle 32 yıldır, ülkemizde demokrasi kültürünün oluşturulmasında, tiyatro, opera-bale, müzik kültürlerinin doğrudan önemi olduğunu savunmaktadır.Yani bir ülkede, tiyatro, opera, bale ve müzik kültürü yok ise o ülkede demokrasi kültürünün gelişmesi de söz konusu değildir düşüncesindedir. Bu düşüncesini de dünyalı kaynaklarla bağlantılı olarak geliştirmiştir. Bu süreç içerisinde AB ülkeleri ile projeler yapmış, kurultaylar ve festivaller düzenlemiş, yeni sahnelerin ve çok amaçlı kültür merkezlerinin yapılması konusunda danışmanlık yapmıştır, yapmaktadır.

TOBAV'IN
            BAKANLIĞIN DT VE DOB'UN YASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE İLGİLİ ÇALIŞMALARINA ÇALIŞTAY / KURULTAYLA DESTEK ÖNERİSİ
CEVAPSIZ KALDI..

TOBAV'ın 4 Ekim 2013 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı'na 46.643 imzanın    da yer aldığı bir dilekçe ile başvurduğu yeni yasa çalışmaları için ortak çalışma talebi yanıtlanmadı.

                       
   Dilekçede: "Sanat kurumlarının yeniden yapılanması konusunda Bakanlığınızca bir yasa   tasarısı çalışması yapılması halinde; daha önceleri bu tür çalışmalar yapmış bir kuruluş olarak, Bakanlığınızı da rahatlatacağını düşündüğümüz bir çalıştay/kurultay düzenlenmesi konusunu size sunmak istedik.

   Sanat alanında yapılacak yasa değişikliği çalışmalarının, bir toplumun yaşam biçiminde önemli etkileri olacağı düşüncesi ile konu hakkında uzmanlık kazanmış sivil toplum kuruluşları, üniversitelerin ilgili birimlerinin, Bakanlık yetkililerimizin, hukuk danışmanlarının; gerek duyulursa konuyla ilgisi olabileceğinin düşündüğünüz yabancı uzmanların da çağrılı olabileceği böyle bir çalıştay/kurultay’ın Bakanlığınızca düzenlenmesi, alanımızda olumlu bir ortam yaratacaktır. 
    Daha önce deneyim geçirmiş ve AB üyesi olmuş Balkan ülkelerinde de sanat yönetimi ve işletmesi konusunda önemli deneyimler kazanılmıştır.
Bu anlamda merkezi Cenevre de bulunan, WIPO (World ıntellectual property organisation)ile işbirliği yapılmalıdır.(WIPO ya TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü aracılığı ile ulaşılabilinir.)

   Merkezi İngiltere de bulunan dünya aktörler federasyonu FIA ya ulaşarak, FIA nın         değişik ülkelerde yapılan uygulamaları; FIA nın tiyatro, opera ve bale meslekleri mensupları için aradıkları haklar, bu haklar konusunda elde ettikleri başarılar hakkında edinilecek bilgiler; yeni hazırlanacak ve kuruluş kanunun dışında mütalaa edilecek ÖZEL KANUN'un hazırlanmasına önemli katkılar sağlayabilir. Bu anlamda TOBAV aracılığı ile FIA Genel Sekreterliğine, Başkanlığına ulaşılabilir. Bu konularda yetkili kişiler ön çalışmalar yapmak için ülkemize davet edilebilir."
    "Bu doğrultuda sanat kurumlarının ve sahnelerinin kapatılması endişesini ortadan kaldırmak, sanat alanlarına yönelik kalıcı ve geçerli yasalar yapılmadanönce meslek tanımları ile haklarının düzenlemesini yapmak doğrultusunda “Sanata Evet” diyen meslektaşlarımızın – vatandaşlarımızın duyarlılıklarıyla oluşan 46.643 imza dilekçemiz ekindedir."
yer almaktadır.
    Dünyanın pek çok ülkesinde Devlet Tiyatroları benzeri ödenekli tiyatroların var olduğu dilekçemizde de belirtilmesine rağmen sayın bakanın bu konudaki söylemleri sanat kurumları konusunda farklı uygulamalar olacağı kaygı ve korkusunu yaratmıştır.
Acaba, Sayın Bakanın denetiminde özel bir çalışma gurubu tarafından yapılmış bir yasa tasarısı mı var?    
    Sivil toplum kuruluşlarının bilgi edinme yasasına dayanarak, "Böyle bir yasa çalışması yapılıp yapılmadığı" konusundaki önceki başvurularına, Kültür Bakanlığınca verilen resmi yanıt "Bakanlıkta yasa çalışması yoktur" şeklinde olmuştur.
Var ise Bakanlığın hazırladığı yasa tasarısı, öz olarak, sanat alanının demokratikleşmesini engelleyici ve yok edici bir tasarı olarak ortaya çıkacaktır.
Saygılarımızla.

TOBAV YÖNETİM KURULU

 

KAMUOYUNA DUYURULUR!

 
DEĞERLİ TİYATROSEVERLER,
 
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN ÖNEMLİ SANAT KURUMLARINDAN BİRİ OLAN DEVLET TİYATROLARI HAKKINDA YAPILAN AÇIKLAMALARA,
ANKARA DEVLET TİYATROSU MÜDAVİMLERİ’NİN TEPKİ GÖSTERMEK ÜZERE DÜZENLEDİĞİ ETKİNLİĞE HEPİNİZİ DAVET EDİYORUZ.
 
13 MAYIS 2012 PAZAR GÜNÜ SAAT 17.00’DE KÜÇÜK TİYATRO’NUN ÖNÜNDE OLACAĞIZ.
 
SİZİN DE BU TARİHİ GÜNDE YANIMIZDA OLMANIZI BEKLİYORUZ.
 
SAYGILARIMIZLA.
TOBAV ( Devlet Tiyatrosu Opera ve Bale Çalışanları Vakfı)
DETİS (Devlet Tiyatroları Sanatçıları Derneği)
TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği)
TODER(Tiyatro Oyuncuları Derneği)
OYUNCULAR SENDİKASI
KÜLTÜR-SANAT SEN
SANATÇILAR GİRİŞİMİ
ÖZERK SANAT KONSEYİ


 

SANAT YAPITINA VE SANATÇIYA SALDIRAN "UCUBE" KAFALARI KINIYOR ve UYARIYORUZ!…

Soru şu: Ülkemiz’i yönetenlerin, özellikle son yılarda "sanat ve sanatçı" kavramlarından duydukları rahatsızlığın, "sanatın içine tükürmekten, sanat yapıtını yıkmaya ve sanatçılara saldırmaya" değin, giderek büyüyen "UCUBELİĞE" dönüşmesinin karşısında nasıl durulmalı?

Uygarlık simgemiz ve kültür mirasımız olduğu Koruma Kurulu kararıyla saptanmış olan "Atatürk Kültür Merkezi"nin, halkın sanat-kültür yaşamından çıkarılması entrikaları...

Düzenin "Muhsin Ertuğrul Sahnesi" komedyasında dönen dolapları...

Kültür simgelerimiz Emek Sineması ve Muammer Karaca Tiyatrosu’nun yıkılarak
Alış Veriş Merkezi(AVM)’ye dönüştürülmesi düşleri...

Genç Osman temsilinin Devlet Tiyatrolarını kapatma bahanesine alet edilme çabaları...

Basılmamış kitabın ve yazarının özgürlüne el konulması...

Kars’tan tüm dünyaya iletisiyle "insanlık anıtı'na "ucube" nitelemesi ve yıkım süreci…

Ve bu yıkım sürecini durdurmaya yönelik bir toplantı sonrası, bileşenlerimizden UPSD'nin Başkanı Ressam Bedri Baykam’ın ve Piramid Sanat’ın yöneticisi Tuğba Kurtulmuş’un yaşamına kastedilmesi...

Ve sayısız örnekleriyle, iktidar sahiplerinin “sanat-sanatçı düşmanlığı”nın önlenemez yükselişi karşısında…

ÖZERK SANAT KONSEYİ bileşenleri sanat – sanatçı örgütleri, meslek kuruluşları ve demokratik sivil toplum örgütleri;

Ülkemizi uçuruma sürükleme pahasına, sanat yapıtlarına - sanat kurumlarına-sanatçılara saldırıların, giderek yönetimlerin resmi politikalarına dönüştüğünün farkındayız...

Ve sanata, sanatçılara ve sanat yapıtlarına saldırılarla, Halkımızın “Ortaçağ Karanlığı”na sürüklenmesine izin vermemeye kararlıyız...

Ve kararlılığımızın bir ifadesi olarak;
23 Nisan günü, Kars’ta, “İnsanlık Anıtı” önünde, geleceğimizi sahiplenmeyi ödev biliyoruz.

Çağrımız;
Sorumluluk duyan tüm sanatçılara ve duyarlı insanımızadır.

Özerk Sanat Konseyi (ÖSK)
İstanbul Kültür Forumu (İKF)
Heykeltıraşlar Derneği
BASAD Bakırköylü Sanatçılar Derneği
Devlet Tiyatrosu Opera ve Bale Çalışanları Vakfı (TOBAV)
DİSK İstanbul İl Temsilciliği
Güzel Sanatlar Birliği Resim Derneği
Haber-Sen
İstanbul Diş Hekimleri Odası
İstanbul Eczacı Odası
İstanbul Tabip Odası
İstanbul Veteriner Hekimleri Odası
Kemal Türkler Eğitim ve Kültür Vakfı
KESK- İstanbul Şubeler Birliği
KESK- Kültür Sanat-Sen
Mimarlık Vakfı
Mizah Üretenler Derneği
Nazım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM)
Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği (TOMEB)
TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu
TMMOB Mimarlar Odası
Türkiye Tiyatrolar Birliği
Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS)
Uluslar arası Plastik Sanatçılar Derneği (UPSD)
Uluslararası PEN Türkiye Merkezi




                                                    BASIN AÇIKLAMASI 
                

                 
HEYKELTIRAŞLAR DERNEĞİ MEHMET AKSOY'UN YANINDA

12.01.2011

    Heykeltıraş Mehmet Aksoy’un Kars’ta yapımı devam eden "İnsanlık Anıtı" adlı heykelinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından "ucube" olarak nitelendirilmesi üzüntü ve kaygı vericidir.

Sanatsal yeterliliğini ispatlamış bir sanatçının henüz bitirilmemiş bir yapıtını böylesi bir söylemle yerinden kaldırılmasının istenmesini büyük bir talihsizlik olarak görüyor;
Kamusal alanlara konmuş sanat eserlerinin ancak ve ancak bu sanatın eğitimini almış akademik ve sanatsal yeterliliğini ispatlamış jüriler tarafından değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
 
Heykeltıraşlar Derneği olarak konunun takipçisi olacağımızı bildiriyor; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu tutumundan en kısa zamanda vazgeçeceğini ümit ediyoruz.

                                                                                                                           

Metin Yergin
Heykeltıraşlar Derneği Başkanı

 

 

BASIN AÇIKLAMASI

UPSD’DEN MEHMET AKSOY’A DESTEK ÇAĞRISI

"Kimse, SIFATI NE OLURSA OLSUN sanat eserine hakaret edemez"

11.01.2011

Sayın Üyemiz,

Heykeltraş meslektaşımız ve UPSD üyesi Sn. Mehmet Aksoy'un Kars'da dikilen henüz tam bitmemiş 35 metrelik "İnsanlık Anıtı" projesi hakkında, Sn. Başbakan’ın "Ucube" deyimini kullanarak bu yapıtı ve dolayısıyla sanatçıyı hedef göstermesi ve hemen ardından Sn. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun bu görüşe destek vererek "heykelin derhal yıkımının uygun olduğunu" açıklaması, kabul edilemez ve hiçbir şekilde izin veremeyeceğimiz gelişmelerdir. Her ne kadar Kültür Bakanı Sn. Ertuğrul Günay, Sn. Başbakan'ın bu sözleri "o niyetle sarfetmediğini, heykelden hiç söz etmediğini" söylemiş olsa da, tekil bir yorum kalan bu sözler, kamuoyunda pek inandırıcı olamamıştır. Bu şekilde, "İnsanlık Anıtı" adını taşıyan ve tarihin ağır sayfalarında, aralarındaki ilişki hasar görmüş iki ulus arasında barış köprüsü kurmak isteyen bir sanatçının projesi açıkça yokedilme tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Toplumda herkes bir heykeli veya bir yapıtı daha az ya da daha çok beğenebilir, sevebilir, sevmeyebilir. Ama bunların hiçbiri, bir eseri ortadan kaldırmak ve ona resmi ağızdan hakaret etmek için bir gerekçe olamaz.

Sanat, politikacıların şahsi zevklerine veya ait oldukları ideolojiye göre hakaret edip, kin kusup içlerini boşaltabilecekleri içi boş bir çuval değildir. Nasıl dini değerlere ve toplumsal yaşamın gereklerine ve kanunlarına saygı göstermek, vatandaşlardan bekleniyorsa, sanat eserleri ve onlara hayat veren sanatçılar da aynı saygıyı hakeder. Hiç bir siyasetçi veya mülki amir veya bürokratın, sanatı ve sanatçıyı aşağılama hakkı yoktur.

Bu topraklarda sanatçılar, yıllardır binbir zorluk karşısında tırnaklarıyla tüneller kazarak, güçlüklerin üstesinden gelerek mücadelelerini hiç bir devlet desteği olmadan, kendi yağları ile kavrularak sürdürmektedirler. Hiç kimse, sıfatı ne olursa olsun, sanatçıya hakaret edemez. Bunu yaparsa da, toplum önünde kendi kendini çok zor durumda bırakmış olur. Sanata hakaret ederek, kavramları deforme ederek, halkı sanata karşı kışkırtarak, kimse hiçbir yere ulaşamaz. Büyük Atatürk’ün sanata, kültüre, bilime ve özgürlüğe dayanarak erçekleştirdiği kültür devrimi, sanata, sanatçıya, bilim adamına ve ülkenin öğretmenlerine, herkesten daha önce saygı gösteren bir tavır sergiler.

Uzun süredir süregelen heykellere, resimlere, tiyatro oyunlarına, medyaya yapılan her türlü saldırı ve sansürü de Türk toplumuna hergün ihbar ederek, mücadele ederek ibretle izliyoruz. Çağdaş yaşam tarzlarına yönelik her gün daha çok aleyhte kanun ve boğma operasyonunun hızlanarak devreye sokulduğu şu günlerde, UPSD olarak, özgürlük, demokrasi ve çağdaş sanatın yılmaz savunucusu olacağımızı, hiçbir baskı, tehdit veya karalama çabasının bizi yıldırmayacağını bu vesileyle tekrar Türk kamuoyuna duyurmayı görev biliriz. 


Bedri Baykam
Başkan

UNESCO - A.I.A.P.
Türkiye Ulusal Komitesi
Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği

alt
©2009